26 Nisan 2017 Çarşamba

Malcolm X: Bir insan hakları mücadelesi



Malcolm X'in Martin Luther King, Jr. ile yaptığı tek buluşma, 26 Mart 1964.


Malcolm X: Bir insan hakları mücadelesi.
 

1990 yılı ilkbaharıydı. Bir ikindi vakti yeni gittiğim New York'taki Columbia Üniversitesi'nin bahçesinde College Walk olarak isimlendirilen 116. Cadde'de yürüyordum. 


Kulağıma ezan sesi gelmeye başladı. Bir anda bunun memleket özleminden kaynaklanan bir yanılsama olduğunu düşündüm. Sesin geldiği istikamette yürümeye başladım. Ayaklarım beni doğu istikametine götürdü. Morning Side Drive'a ulaştım ve caddeden karşıya geçtim. Yol sona ermişti. Balkona benzeyen gözetleme noktasında durdum, Harlem'e yukarıdan bakıyordum. Dikkatle dinledim. Ezan sesi Harlem'deki Malcolm X Camii'nden geliyordu. O anda yaşadığım karmaşık hisleri anlatamam.


Amerika'nın Hollywood filmlerine yansımayan bir yüzü ile karşılaşmaktan dolayı sarsılmıştım. Malcolm X, kutsal bir sesi ülkesine taşıyan ve oralarda yankılanmasını sağlayan bir uç beyi olarak gözümde saygıyla canlandı Malcolm X, benim gözümde, İslam'da evrensel insan hakları savunucularının son büyük örneklerinden biridir. 


20. yüzyılın yetiştirdiği en önemli Müslüman önderlerden biri olan Malcolm X, daha doğrusu el-Hacc Malik el-Şahbaz, 1925 yılında Nebraska'da doğmuş, 1965 yılında New York'ta, 39 yaşındayken bir suikast sonucunda şehit edilmiştir. 


"En az bir düzine insanın sahip olduğu tecrübeye sahip olacak kadar hal başımdan geçti." diyen Malcolm X, yaptığı her şeyin asla gecikme kabul etmeyecek derecede acil yapılması gerektiğine inanıyordu. "İslam'da evrensel insan hakları var mıdır?" diye soranlara, geçen yüzyılın, hakkında en fazla konuşulan ve yazılan Amerikalı Müslüman'ı Malcolm X'in hayatı, en güzel cevaptır. 


Evrensel İslam'ı keşfetmek, onu, siyah ırkçılığından kurtarıp evrensel insan hakları mücadelesine yönlendirmiştir. Malcolm X'in hayatında üç safha vardır. Bu safhalara kısaca göz atalım: (1) Malcolm Little dönemi: Malcolm, sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçirir ve ortaokul bittikten sonra liseye devam etmeden okulu terk eder. O devirde lisede okuyan siyah zaten çok nadirdir. 


Bu Malcolm'un hayatı boyunca unutamayacağı ve şuurunda yer eden, okuldan aniden soğumasına sebep olan bir olay gerçekleşir: Bir gün, dersinde çok başarılı olduğu ve kendisini çok seven İngilizce hocası Bay Ostrowski, ona ileride meslek olarak ne yapmayı düşündüğünü sorar. Malcolm, o güne kadar fazla kafa yormadığı bu soruya, avukat olmayı düşündüğünü söyleyerek cevap verir. Bunun üzerine Bay Ostrowski, Malcolm'a dönerek şöyle der: "Biliyorsun, burada hepimiz seni severiz. Ancak sen bir zenci olduğunu unutmamalısın. Avukat olmak bir zenci için gerçekçi bir ideal değil. Sen olabileceğin bir şey düşünmelisin. 

Çok kabiliyetli ellerin var.Neden bir marangoz olmayı düşünmüyorsun?" 



Ancak sınıftaki diğer öğrencilere de ileride hangi meslekleri seçeceklerini soran Bay Ostrowski, Malcolm'dan daha az çalışkan oldukları halde onları ideallerini gerçekleştirmeleri için teşvik etmiş, hiçbirisine başaramayacağını söylememiştir. Bu durum, Malcolm'u derinden etkilemiş; Malcolm'un okuldan soğumasına, beyazlara yabancılaşmasına ve ne kadar zeki ve başarılı olursa olsun, ırkçılık engelini aşamayacağına inanmasına yol açmıştır. 


Bu ve benzeri olaylar Malcolm'u sisteme yabancılaştırmıştır. Böylece onun hayatında, yeraltı dünyasında ve hapishanelerde geçirilen bir dönem başlamıştır. Bu dönemde Malcolm'un hiçbir ideolojik çabası yoktur; Tanrı'yı inkar etmektedir ve sadece behimi arzularını tatmin peşindedir. (2) 


Malcom X dönemi: 


Bu dönem, Malcolm X'in hapishanede İslam Milleti Hareketi Lideri Elijah Muhammed'in öğretisi ile tanışarak İslam'a ilk adımı attığı ve sadece ABD'de yaşayan Afro-Amerikalıların haklarını savunduğu dönemdir. 


Bu dönemde Malcolm, kölelikten kalma "Little" soyadını bırakır, matematikte bilinmeyeni ifade eden "X"i soyadı olarak kullanmaya başlar. Bir müddet sonra Malcolm X, siyah milliyetçiliğinin sınırlarını Amerika dışına da genişletir ve dünyadaki tüm siyahların haklarını savunmak için mücadele etmeye başlar. 


Malcolm X, İslam Milleti Hareketi'nin sözcülüğüne kadar yükselir. Ancak, hareketin lideri Elijah Muhammed'in bazı çelişkilerine ve yolsuzluklarına göz yummayınca hareketten kovulur. (3) El-Hacc Malik el-Şahbaz dönemi: Malcolm X'in hayatında hac, önemli bir dönüm noktası olmuştur. Ha görevini ifa ettikten sonra ismi ile birlikte düşünceleri ve davası da değişmiştir. 


Malcolm'un yeni ismi artık el-Hacc Malik el-Şahbaz'dır. Hacda evrensel İslam'ı keşfettikten sonra Malcolm, evrensel olarak istisnasız bütün insanların haklarını savunmak için mücadeleye başlamıştır. İslam ona, o güne kadar savunduğu siyah milliyetçiliğini bir kenara bırakarak, insan hakları konusuna tevhit penceresinden bakıp bütün insanlığı, bir olan Allah'ın yarattığı tek bir aile olarak sevgiyle kucaklamayı öğretmiştir. 


Malcolm X'in hayatındaki, sonuçları itibarıyla, belki de en etkili olay hac olmuştur. Malcolm X hacda, İslamiyet'in Amerikalıların bir türlü çözemedikleri ırk ayrımcılığı problemini çözdüğünü görür. 


Beyaz adamın bu çözümden örnek alması gerektiği kanaatine ulaşır. Eğer İslam ırk problemini Afrika'da ve Asya'da çözmüşse, Amerika'da da çözebilir. Buna bir engel yoktur. Öyleyse Amerika İslam'dan bu konuda istifade etmelidir. 


Bu maksatla Malcom X, lideri olduğu Muslim Mosque'a hacdan gönderdiği mektubun aynı zamanda basına da dağıtılmasını ister. Malcolm'un Mekke'den Amerika'ya gönderdiği mektup, kendisini sevgiyle veya nefretle izleyenleri şok etmiştir. 

http://hakyoluislam.blogcu.com/malcolm-x-malik-el-sahbaz/850065

Malcolm X'in sahipsiz mirası



Malcolm X'in sahipsiz mirası.
 

Malcolm X'in düşüncesinin, farklı safhalardan geçse de, değişmeyen temel bir özelliğe sahipti: 



Haksızlığa karşı sessiz kalmamak. Malcolm X'in düşüncesindeki evrimin, nihayet evrensel insan hakları düşüncesine ulaşmasının ve bu yoldaki mücadelesinin fikri temellerini, onun giderek daha iyi kavradığı İslam'ın evrenselliğinde aramak gerekmektedir.


Malcolm X'in mirası, günümüzde çok tartışılan İslam ve evrensel insan hakları arasındaki ilişkiyi daha iyi görmemize önemli bir katkı sağlamaktadır: 


İslam, insan haklarını evrensel planda savunmayı, kime, kim tarafından ve nerede yapılırsa yapılsın haksızlığa "gerekli her yolla" karşı koymayı emreder. Malcolm'un hayatı, gerilim, trajedi ve köklü değişimlerle dolu bir özgürleşme serüvenidir. 


İnançları sürekli yıkılıp yeniden inşa edilerek değişime uğrar ve Malcolm X nihayet sahih tevhidi yakalar. 


Onun davası, diğer insanlara yararlı olabilmek ve onları da kendisi gibi özgürlüğe kavuşturup, ayrımcılık kurbanı olmaktan kurtarabilmek içindir. 


Bu yolda giderek daha kuşatıcı ve daha etkin bir strateji ile gerekli her meşru yola başvurarak mücadelesini yürütmüştür. 


Müslümanların modern dönemde insan hakları konusunda nasıl bir tutum sergilemesi gerektiği konusunda Malcolm X, canlı bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. 


Ancak, günümüzde, ister Amerika'da ister dünyanın başka yerlerinde yaşasın Müslümanların Malcolm X'e büyük hayranlık duymalarına rağmen, onun mesajını layıkıyla anlayıp gereği gibi sahip çıktıkları söylenemez. 



http://www.dusuncegundem.com/

MUHAMMED ALİ CLAY(önceki adı: Cassius Marcellus Clay Jr.)



Muhammed Ali(Cassius Clay) (arkadaki siyah takımlı), konuşma yapan o zamanki hocası Elijah Muhammed'i izlemektedir.Yıl 1964.



MUHAMMED ALİ CLAY(önceki adı: Cassius Marcellus Clay Jr.)

Muhammed Ali, önceki adı: Cassius Marcellus Clay Jr. (17 Ocak 1942; Louisville, Kentucky - 3 Haziran 2016; Phoenix, Arizona), Amerikalı Müslüman profesyonel boksör. Tüm zamanların en iyi boksörü olarak kabul edilen Muhammed Ali, kariyeri boyunca yaptığı maçların yalnızca 5 tanesini kaybetmiştir.[2][3]

Hayatı

Müslüman olmadan önceki ismi Cassius Marcellus Clay Jr. olan Muhammed Ali, 17 Ocak 1942'de Kentucky Louisville'de doğdu. Afro-Amerikan ve İrlanda kökenlidir. 12 yaşındayken boksla tanıştı ve kısa zaman içinde National AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası'nda amatör kayıtlara girdi. Yine 1960'ta Roma'da ağır hafif siklette altın madalya alarak profesyonel lige döndü. 18 yaşındayken katıldığı Roma Olimpiyatları'nda altın madalya aldıktan sonra ünü giderek artmaya başladı.


1964 yılında 22 yaşındayken, S. Liston'u yenip Dünya Şampiyonu oldu. Bu zaferden sonra dinini değiştirdiğini ve İslam'a geçtiğini açıkladı. Muhammed Ali ismini aldı ve çok sevdiği boks'a 1967'den 1970'e kadar ara vermek zorunda kaldı. "Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım." diyerek Vietnam Savaşı'na gitmediği için 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı. Lisansı ve pasaportu elinden alınınca dava süresince maddi sıkıntılar yaşadı ve iflas ettiğini açıkladı. Ailesinin yardımı ve üniversitelerde para karşılığı yaptığı konuşmalarla geçimini sağladı. 1970'te temyiz davasını kazanıp tekrar boksa döndü. 1971'de Joe Frazier ile 'Asrın maçı'na çıktı ve profesyonel boks kariyerinde ilk defa kaybetti. Uzmanlar üç buçuk sene aradan sonra sadece 2 maç yapan Muhammed Ali'nin bu kadar zor bir maça hazır olmadığı görüşünde hemfikirdi. Fakat o en kısa zamanda tekrar şampiyon olmak istiyordu. Ardından çenesinin kırıldığı maçta Ken Norton'a sayı ile yenilince, kendi ve yakınları dışında birçok kişi kariyerinin bittiğini sandı. Fakat o azmedip art arda unvan için rakip olan boksörleri bir bir yendi. Ken Norton'i yenip rövanşı aldı.


1973'te Joe Frazier ile unvan maçı için anlaştı. Arada sadece Joe Frazier-George Foreman maçı kalmıştı. Frazier sürpriz bir şekilde iki raund'da nakavt oldu. Ali böylece önce Fraizer ile maç yapıp arkasından da Foreman'la maç ayarladı ve iki maçı da nakavt'la kazandı. Böylece hem kaybettiği unvanını alacak hem de daha bitmediğini gösterecekti. 1974'te Foreman’ın bahisçilerde 7'ye 1 favori olduğu maçta rakibini hiç beklenmedik bir taktik ile sekizinci raundda nakavt edip hak ettiği unvanı Floyd Patterson'den sonra tekrar elde eden ikinci boksör oldu. 1978'de L. Spinks'e yenilip ardından aynı yıl rakibini yenince Dünya Şampiyonluğunu 3 kez elde eden ilk boksör oldu. O zamanlar sadece 2 Dünya Boks Federasyonu olması değerini daha da farklı kılıyordu. 2008 yılı itibari ile 8 Dünya Boks Federasyonu bulunuyordu. Muhammad Ali'nin etkin döneminde en iyi boksörler, unvanı elde edebilmek için, mutlaka karşı karşıya gelirlerdi. George Foreman'in 1994 yılında 20 sene aradan sonra tekrar Dünya Şampiyonu olması ve unvanını çok kez savunması, o dönemin boksunun birçok ülkede neden "Altın 70'li yıllar" diye anıldığını bize anlatıyor.


1978'de boksu Şampiyon olarak bıraktı. Sonra 1984'te Parkinson hastalığına yakalanmasına rağmen bunu gizleyip büyük para karşılığı iki maç daha yapıp kaybetti. İkisi de o vaktin veya sonrasının Dünya Şampiyonları idi. (eski sparring partneri Larry Holmes ve Trevor Berbick). Profesyonel döneminde sadece 5 kez yenilen, Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu olan Muhammed Ali, 36 yaşına kadar bütün şampiyonlar için tek isim olmayı başardı ve 37'si nakavt olmak üzere 56 maç kazandı.
Ona sadece bir boksör olarak bakmamak gerekir. Çünkü o gücüyle olduğu kadar kişiliğiyle de hep daha iyisini yapmaya çalışmıştır. 1960 Roma Olimpiyatları'ndan döndükten iki gün sonra bir lokantada sadece beyazlara servis yapıldığını öğrenince, altın madalyasını Ohio Nehri'ne atmıştır. 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda bu madalyanın yerine başka bir altın madalya kendisine verilmiştir.


Din olarak İslamiyet'i seçmiştir ve Vietnam Savaşı'na gitmemiştir. Bu durumu şöyle dile getirmiştir: "Benim onlarla sorunum yok." (I'I ain't got no quarrel with them Vietcong'). Bu nedenle unvanlarına el konuldu ve bokstan uzaklaştırıldı. Fakat o yılmadı. Bu süre içerisinde üniversiteleri dolaşarak İslamiyet'i anlattı. Malcolm X ile yakın ilişkileri oldu. Verimli işlerle uğraştı.

Bokstan sonraki yaşamı

1984 yılında, Muhammed Ali Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan'ın yeniden seçilebilmesi için kendisine destek verdiğini açıkladı.[4] 1991 yılında Ali, Körfez Savaşı sırasında Irak'a gitti ve Amerikalı rehinelerin serbest bırakılmasını müzakere etmek amacıyla Saddam Hüseyin ile bir araya geldi.[5]
1996 yılında Atlanta, Georgia'da 1996 Yaz Olimpiyatları'nda ateşini yakma onuruna vardı.
17 Kasım 2002 tarihinde, Muhammed Ali, "Barış BM Elçisi" olarak Afganistan'a gitti.[6] BM özel konuğu olarak üç günlük bir iyi niyet misyonuna ilişkin Kabil'de bulundu.[7]


27 Temmuz 2012 tarihinde Ali, Londra'da, 2012 Yaz Olimpiyatları Açılış törenindeki Olimpiyat Bayrağını taşıdı. Parkinson hastalığından dolayı stadyumda bayrağı taşıyamayacak hale gelince eşi Lonnie tarafından ayakta durmasına yardımcı oldu.[8]

20 Aralık 2014 tarihinde Ali, pnömoni şikayetine muzdarip hastaneye yatırıldı. Ali bir kez daha Scottsdale, Arizona'da bir konuk evinde tepkisiz bulunduktan sonra idrar yolu enfeksiyonu rahatsızlığı ile 15 Ocak 2015 tarihinde hastaneye yatırıldı. Ertesi gün taburcu oldu.

Muhammed Ali'nin zamanının en iyisi olduğu kabul edilir. 2001 yılında Hollywood tarafından hayatı filme alındı. Ali adlı filmde Muhammed Ali'yi Will Smith canlandırdı.

Parkinson hastalığı yüzünden uzun süre Michigan'daki çiftliğinde gözlerden uzak yaşamayı tercih eden ünlü boksör, ringlerde 20 yıldır ağzından düşürmediği "Bütün zamanların en iyisiyim" lafını ispatlayarak bir efsane olmuştur.

Buna rağmen, 2001 yılındaki 11 Eylül saldırıları üzerine Muhammed Ali, başında New York İtfaiye Müdürlüğü şapkası ile Sıfır Noktasına giderek destek ve dayanışmasını göstermek gereği duymuş ve şöyle demiştir:

“Beni asıl inciten, 'İslam' adının bulaştırılması ve 'Müslüman' [adının] bulaştırılması ve sorun çıkarılıp nefret ve şiddete yol açılması. İslam, katil dini değildir. İslam, barış demektir. Evde öylece oturup insanların sorunun kaynağı olarak Müslümanları yaftalamalarına seyirci kalamazdım.”[9]

Hayatını anlatan biyografik roman, 2002 yılında Kaknüs Yayınları tarafından yayımlanmıştır (ISBN 975-6698-34-9).

Uzun süredir Parkinson hastalığı ile mücadele eden Muhammed Ali 3 Haziran 2016 tarihinde solunum yolu rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmiştir.[10]


Kaynakça

^ "Cassius Clay". sports-reference.com. Sports Reference LLC. 8 Aralık 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: January 17, 2014.
^ "Ranking the 15 greatest heavyweight boxers of all time". http://www.telegraph.co.uk. 25 Kasım 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11.02.2016.
^ "The Ten Great Heavyweights of All Time:". http://www.boxinginsider.com/. 17 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11.02.2016.
^ UPI (October 3, 1984). "CAMPAIGN NOTES; Muhammad Ali Switches His Support to Reagan". The New York Times. 24 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "Muhammad Ali". Heroism.org. January 17, 1942. 26 Eylül 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: December 5, 2010.
^ "UN Messenger of Peace Muhammad Ali arrives in Afghanistan". UN News Centre. December 13, 2002. December 13, 2002 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: January 29, 2012.
^ "Muhammad Ali visits Kabul". Getty Images. March 16, 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: May 20, 2008.
^ Wilson, Stan (July 28, 2012). "Muhammad Ali returns to the Olympic stage, once again, in London". CNN. Erişim tarihi: July 29, 2012.
^ War on Terror: 'The Champ' Defends His Faith in New York
^ "Muhammed Ali yaşamını yitirdi". 4 Haziran 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Haziran 2016.
http://www.boxrec.com/list_bouts.php?human_id=180&cat=boxer boksör: Muhammad Ali,BoxRec



29 Kasım 2016 Salı

SANATÇI LEYLA SAYAR NASIL HİDAYETE ERDİ?


SANATÇI LEYLA SAYAR NASIL HİDAYETE ERDİ?

YALNIZ YAŞADI YALNIZ ÖLDÜ
Leyla Sayar (1939 - 22 Temmuz 2016),Türk tiyatro ve sinema sanatçısı.
Çerkez bir anne ve Selanik göçmeni bir babanın çocuğu olarak 1939'da İstanbul'da dünyaya geldi.
1950'li yıllarda Caddebostan Plaj Güzeli seçildi. Bir dönem Ankara Devlet Tiyatrosunda ve Amerikan Kız Kolejinde eğitim gören oyuncu, plaj güzeli seçilince okul hayatı sona erdi. 1957'de Yıldız Dergisi'nin düzenlediği artist yarışmasında Türkiye güzellik yarışması'nda ikinciliği kazandı. 1957 yılında Şinasi Özonuk'un yönettiği ''Üç Garipler''filmiyle sinemaya geçti. Ardından 1958’deDuvaklı Göl filmini çevirdi.Uzun bir süre Türk sinemasının yarı vamp rollerinin aranan oyuncuları arasına girdi. Çeşitli rollerde oynadıktan sonra, 1972' de dansözlüğe başlayarak,sinemayı bıraktı.
Kısa süreliğine Muzaffer Tema ile bir ilişki yaşadı.
1974'te Erdal Kasidecioğlu ile evlendi, bir yıl sonra boşandı.170 filmde oynadı.
Ardından kendini dine verdi, örtündü ve köşesine çekildi
Türk sinemasının bir dönemine imzasını atan, 60'lı yıllarda fırtına gibi esen ve Yeşilçam'da ikinci Cahide Sonku gözüyle bakılan ünlü oyuncu Leyla Sayar, yalnız yaşadı, yalnız öldü.
22 Temmuz Cuma günü saat 10. 07’de Amerikan Hastanesi’nde sessizce hayata veda eden Sayar’ın ölümü sanat dünyası tarafından da bilinmedi. En son rahim kanseri teşhisi konulan Leyla Sayar’ı altı ay önce SESAM (Sinema Emekçileri Meslek Birliği) Başkanı Yılmaz Atadeniz ile aktör Cengiz Güçlü, İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi’nin Nisahiye Servisi’nde Dr. Haluk Bacanakgil’e tedavi ettirmek istemişti. Ancak tedaviyi kabul etmeyen ünlü yıldız, daha sonra köşesine çekilmişti.
Ünlü sanatçı verdiği son röportajlardan birinde “Yalnızlıktan ve fakirlikten şikayetçi değilim. Yalnızlığı hep sevdim. Burada kendi yağımla kavruluyorum. Tek şikayetim arada bir canımdan bezdiren karnımdaki ağrılar…” diye konuşmuştu.
22 Temmuz 2016 yılında Amerikan Hastanesi’nde da hayatını kaybetti.
Naaşı Merkez Efendi Mezarlığı'na defnedilen Sayar, 40 yıldır yalnız yaşadığı Nişantaşı'ndaki evini de Kızılay'a bağışladı.Daha önce beş tane evini,fakir fukaraya, ihtiyacı olanlara bağışlamış.
Türk sinemasının en ünlü kadınlarından biriyken kendini dine adadı ve yalnız bir hayata başladı. Leyla Sayar... Türk sinemasının en ilginç karakterlerinden biri. Masum kız rolleriyle başladığı kariyerinde bir anda parlıyor, büyük bir yıldız oluyor. Sonra vamp kadın rollerine geçiyor, ondan da sonra dansözlüğe... Ve küt diye bırakıyor her şeyi, kapanıyor. 35 yıl boyunca ne Yeşilçam ne televizyonlar ne de gazeteler cezbediyor onu. İnancıyla baş başa yaşıyor.
Önce sinemanın masum kızıydı Leyla Sayar. Özellikle 60’lı yıllarda fırtına gibi estiği Yeşilçam’da ikinci Cahide Sonku gözüyle bakıldı ona. Sonra vamp oldu, ardından sahnelerde oryantal yaptı, derken “Kendimi Allah’a adadım” diyerek köşesine çekildi, adeta inziva hayatı yaşamaya başladı. Yıllardır sesi soluğu çıkmayan bir dönemin ünlü yıldızı Leyla Sayar’ın 40 yıldır yalnız yaşadığı “Ölümümden sonra Kızılay’ın olacak” dediği Nişantaşı’ndaki evine ilk kez Sözcü Pazar girdi.
Mutfağı ve banyosu olmayan, tuvaletinin kapısı çıkarılmış,eşyasız, giysisiz, bomboş bir dairede karşıladı bizi ünlü sanatçı.
Bütün hayatı salondaki yatakta geçiyor Leyla Sayar’ın. Günde bir simit ya da poğaça yiyor, musluk suyu içiyor. Emekli maaşıyla yarı aç yarı tok yaşasa da şikayet etmiyor bir dönemin ünlü yıldızı. Tek şikayeti hastalığı. Kulakları duymuyor, hemoroid’i var, midesi iyi değil ve elbise üzerinden bile belli olan sağ karın bölgesindeki şişlik nedeniyle feci ağrılar yaşıyor. Ancak tedaviyi kabul etmiyor.
Sözcü'den Yüksel Şengül'ün Leyla Sayar ile evinde yaptığı röportaj:
Bu ev size mi ait Leyla Hanım?
Bu benim elimdeki son evim. 40 yıldır bu evde yaşıyorum, bugüne kadar içeri kimseyi almadım. Ben öldükten sonra da Kızılay'ın olacak.
Diğer evlerinize ne oldu?
Beş tane evim vardı, onları fakir fukaraya, ihtiyacı olanlara bağışladım.
Peki siz rahat mısınız, geçinebiliyor musunuz?
Emekli maaşım var ama yetmiyor.
Sağlığınız ne durumda?
Sağlığım hiç iyi değil. Geçen akşam hayatımda ilk kez komşulardan, kapıcıdan yardım istedim. Ağrılarım dayanılmaz boyutlara ulaştı.
Rahatsızlığınız nedir?
Kulaklarım duymuyor, hemoroidim var ve karnım ağrıyor. Bu yüzden ağrı kesici alıyorum sürekli (Elbise üzerinden bile sağ karın bölgesindeki şişlik belli oluyor.)
Size bakan, destek olan birisi var mı?
Yalnızım, kimsem yok. Ama Allah'ım beni yalnız bırakmıyor. O hep yanımda. Geceleri benden sonra insanları aydınlatacak kitaplar yazıyorum, ibadet ediyorum.
Yalnızlık zor değil mi?
Yalnızlığı ben hep sevdim. Yeşilçam dönemimde de gece dışarı çıkmazdım. 170 film çektim, birini bile izlemedim, birinin bile galasına gitmedim.
Efsaneydiniz…
Ne efsanesi ayol, yok öyle şey. Geldi geçti o yıllar, işte buradayım. Ben şöhreti de hiç sevmedim, sevemedim. Ben Allah aşığıyım, benim asıl sevdam o. Kitaplar yazdım, elimde hazır duruyorlar. Ben ölürsem onlar Kültür Bakanlığı'na emanettir. Hala günde 5-6 saat yazıyorum. Bol bol düşünüyorum.Sabahlara kadar düşünüyorum. İnsanlar düşünürse mutlu olur. Çözüm, düşünmekte.
Bu eve neden kimse giremiyor?
Yeşilçam yıllarımda da evime kimseyi sokmazdım. Ben yalnızlığı severim. Gördüğünüz gibi evim bomboş…
Eşyanız da yok…
Bir iki elbisem var, onları kovada yıkıyorum, kalorifer petekleri üzerinde kurutuyorum. Mutfağım yok. Simit, poğaça, haşlanmış patates getiriyorlar. Param varsa, dışardan yemek istiyorum. Musluk suyu içiyorum. Ben fakirliği çok seviyorum.
Arka odanın pencere camları kırık… Kışın burada kalamazsınız…

25 Kasım 2016 Cuma

SANATÇI NİHAT DOĞAN UMREDE



SANATÇI NİHAT DOĞAN UMREDE


İşte Nihat Doğan'ın Umre görüntüleri


Şarkıcı Nihat Doğan, Ramazan Bayramı'nda Umre'ye gittiğini açıkladı. Doğan'ın Umre'deki görüntüleri ilk kez konuk olduğu Saba Tümer'le Bugün programında yayınlandı.
SHOW TV ekranlarında yayınlanan Saba Tümer'le Bugün programına konuk olan ünlü şarkıcı Nihat Doğan, umreye gittiğini söyledi ve orada neler yaşadığını anlattı. 



10 günlük ziyaretinde ihram giyip kutsal mekanları gezen Nihat Doğan'ın görüntüleri Saba Tümer'le Bugün programında yayınlandı. 



"BİR YERLERE GELMEK İÇİN BEDENİNİ ŞEYTANA TESLİM EDİYORLAR"


Nihat Doğan, Umre'ye gittikten sonra hayata nasıl bakmaya başladığını ise şöyle anlattı: 


'Dünyadaki hayatın boş olduğunu orada hissettim. İnsanların ihtirasları varsa ihtiraslarını töpüleyebiliyor. Mesela sanat camiasında insanlar bir yerlere gelmek için edebinden, her şeyinden vazgeçebiliyor. Bedenini, ruhunu şeytana satabiliyor. Bir insan yanında eşi olmadan yapabilir ama çocukları olmadan, onlardan haber almadan yapamaz. Yanımdaki arkadaşlarım orada çocuklarını aramayı unuttu. Bende annemi çok severim. 10 gün kaldım, bir kere annemi aramak aklıma gelmedi. Orası anlatılacak bir şey değil, yaşanılacak bir şey. ' 



Şarkıcı, Kurban Bayramı'nda da Hacca gitmeye niyetli olduğunu belirtti. 


BEYAZ GAZETE 


http://magazin.beyazgazete.com/haber/2012/9/17/iste-nihat-dogan-in-umre-goruntuleri-1406611.html

24 Kasım 2016 Perşembe

CANLI YAYINDA MÜSLÜMAN OLDU



CANLI YAYINDA MÜSLÜMAN OLDU


Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu'nun programına katılan Kanadalı genç, canlı yayında Müslüman oldu.   
  

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu'nun sunumuyla ekrana gelen sahur programında bir ilk yaşandı ve nişanlısı Türk kızı Melek ile programa katılan Kanadalı Fransuva Müslüman oldu. Nihat Hatipoğlu'nun yeni ismini Faruk koyduğu Fransuva, canlı yayında Kelime-i Şehadet getirdi. 



"BÜTÜN ŞARTLARI KABUL ETTİ" 


Fransuva ile kısa bir süre önce tanıştığını belirten Nihat Hatipoğlu,"Sohbet ettik, İslam'ın ve imanın şartlarını anlattım. Tereddütsüz iman etti" diye konuştu. 


Bugüne kadar 8 kişiyi Müslüman etme şerefine ulaştığını ve Fransuva'nın 9. olduğunu belirten Hatipoğlu, Türk kızı Melek'i de ayrıca kutladı. 


Nihat Hatipoğlu'nun sözlerini tekrarlayarak Kelime-i Şehadet getiren Fransuva, Sultanahmet Meydanı'nı dolduran kalabalık tarafında yoğun alkış aldı.


http://www.sondakika.com/haber/haber-kanadali-genc-canli-yayinda-musluman-oldu-4868713/

12 Kasım 2016 Cumartesi

YUSUF İSLAM (CAT STEVENS)



YUSUF İSLAM(CAT STEVENS)


Londra’da doğdu.gençliğinde müziği seçti.cat stevens ismi ile kısa sürede ünü dünyayı tutan pop şarkıcısı oldu.1977 senesinde müslüman oldu.


Annem İsveçli bir budist,babam ise Kıbrıslı bir rum ortodokstu.Evimizde azçok hristiyanlık havası vardı.Londra’nın merkezinde katolik okuluna gönderildim.Orada Allah’a inanmamızı öğrettiler.Allah’a giden tek yolun İsa aracılığıyla olduğunu söylediler.11 yaşındayken karışık dinlerden öğrencilerin olduğu bir okula gittiğimde hemen hemen kiliseden ayrılmıştım.Ama İsa’nın üzerimdeki etkisi,teslis ne manaya geldiğini düşünmeden devam ediyordu.Müziğe başladığımda dini daha ciddi almam gerektiğine dair duyguya sahip olmama rağmen sözde hristiyan haline geldim.Pazar günleri günah işleyenlerin affedilmeleri bana ikiyüzlülük gibi geldi.Bu düşünce kiliseden uzaklaşmama yol açtı.


Bir ara Doğu’nun dini felsefeleriyle ilgilenmeye başladım.Hippilik döneminde tutku haline geldi.Budizm hakkında kitaplar okumaya başladım.Budizmi kilise öğretilerinden daha doyurucu buldum.Bu Hristiyan din anlayışına karşı ilginç alternatifti.ancak pratiği güçtü.Ailemin rum kökenine doğru gittim.Pisogorosu ve herşeyi matematik formülle sonuçlanabileceğini öğrendim.Ancak bununda pratiğide mümkün değildi.


1975′te abim Kudüs’e gitmişti.ziyaretinde MESCİD-İ AKSA’da bulunuyordu.Camiye girer girmez içimde barışçı, doyurucu hisler belirince bana İslamdan bahseden bir kart attı.Londra’ya döndüğünde bana KURAN’IN aslıyla,ingilizce tercümesini hediye etti.KURAN’ın ve Müslümanların inancı hakkında fikrim yoktu.bazen Müslümanlara MUHAMMEDİLER diyorlardı.
Bu tıpkı Hristiyanların gibi müslümanlarında Hz.Muhammed’e taptıkları intibaını veriyordu.Kuran’ı okumadan önce böyle düşünüyordum ve İslamın Avrupadaki görüntüsü hastalık ve felakete benziyordu.Daha sonra onu okumadan hakkında hüküm vermemeye karar verdim.Kuran’la karşılaşıncaya kadar hayatın amacı bir sırdı benim için,hayatı herşeyi düzenleyen bir hakimin varlığına inanıyordum,kimdi bu görünmeyen sanatkar?


Pek çok manevi-ruhi yollardan geçmiştim,fakat hiçbiri beni doyurmamıştı.Kuran’ı okumaya başladığımda hayretim arttı.Gittikçe huzura dalıyordum.Çünkü o alemlere hakim olan tek bir Allah’ın adıyla başlıyordu.okudukça KURAN’ın herhangi başka kitaplardan farklı olduğunu anlamaya başladım.her kitabın bir yazarı olur bu kitabı kimin yazdığını merak ettim.Tabii ki Kuran beşeri bir yazarın yazabileceğinden yüksek seviyedeydi.1,5 seneden fazla durmadan okudum ve bu süre içinde hiçbir müslümanla karşılaşmadım.


KURAN’ın mesajı içinde boğulup kalmıştım ve şu karara vardım:”önümde 2 tercih vardı:ya kendimi tamamen teslim edecektim veya kendi müzikli yolumda yürüyecektim.benim için birtek seçim yolunun müslüman olmak olduğunu anladım”iş bukadar kolay değildi.çünkü yükümlü olduğum esaslar ve hükümler hakkında daha fazla bilgiye muhtaçtım.geçiş dönemi diye adlandırdığım 1,5 yıllık bir süre aktı.Bu dönemde İslam hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya gayret ettim.


O sıralarda Londra Reqent’s parkta bir caminin varlığını duydum.İmamı ile tanışarak kelime-i şahadet getirdim,namaz,oruç ve zekat vecibelerimi yerine getirmeye başladım.Londra’daki müslüman kardeşlerimin arasına katıldım.Her türlü müzik aletinin haram olduğunu öğrenince,müziği bıraktım.Şimdi İSLAM’I yaşıyorum ve huzur içindeyim.

NOT: Şuanda ilahi söylüyor.