2 Şubat 2012 Perşembe

HİDAYETE EREN YABANCI SPORCULAR







MÜSLÜMAN OLAN SPORCULAR
Nicolas Anelka:
Nam-ı diğer “bizim Bilal”. Real Madrid’de top koşturdu. Fransa Milli Takımı’nda 12 gol attı. Şu an İngiltere Premier Ligi takımlarından Bolton’un formasını giyiyor. Fransa’daki faşist politikaları yüzünden sık sık Sarkozy’ye ağır eleştirilerde bulunuyor. İslam’ın, futboluna katkı yaptığını her fırsatta dile getiriyor.



Thierry Henry:
Kimi otoritelere göre futbol tarihinin en iyi 10 futbolcusundan biri. Arsenal’da sağ kanat olarak başladığı kariyerine, inanılmaz sürati ve eşsiz son vuruşlarıyla forvet olarak devam ediyor. Halen Barcelona’da. Şimdiden Fransa Milli Takımının efsanelerinden biri haline geldi. Medya onun Müslüman olduğunu Almanya’da 2006 yılında düzenlenen Dünya Kupası esnasında Cuma Namazına giderken fark etti.


Robin van Persie:
Hollanda futbolunun en parlak gençlerinden biri. İngiltere’nin önde gelen takımlarından Arsenal’
ı
n gol umudu olarak görev yapıyor. Hem kanatta hem forvette göz dolduruyor. 2006 Dünya Kupası’nda da Hollanda Milli Takımı’nda görev alan van Persie, Faslı eşiyle evlenince Müslüman olduğunu açıklamıştı.




Kolo Abib Toure:
Son Dünya Kupası’nın flaş takımı Fildişi Sahilleri’nin bel kemiği. Dünya futbolunun son dönemde gördüğü en iyi stoperler arasında gösteriliyor. Henüz 26 yaşında; ama Arsenal’in kilit adamı olduğu konusunda herkes hemfikir.



Hasan Salihamidzic:
Boşnakların gözbebeği. Sağ bek, sol bek, defansif orta saha gibi birçok kritik noktada oynayabiliyor. Bayern Munich’te yıldızı parladı. Şimdi İtalya’nın Juventus takımı için ter döküyor.



Valon Behrami:
İsviçre’yle oynadığımız “gergin” maçlarda tanımıştık onu. Yeteneğiyle herkesin beğenisini toplamış, “gerginliğe” ilişkin yaptığı kardeşane açıklamalarıyla gündeme gelmişti. Halen emanet aldığı Lazio’nun sağ kanadında başarılı oyununu devam ettiriyor.


Franck Bilal Ribery:
Galatasaray’
ın kıymetini pek de bilemediği futbolcu. İbadetlerine tutkun bir Müslüman. Sezon başında Bayern Munich’e transfer oldu. O gün bugündür takımın beyni rolünde. Fransa Milli Takımı’nda da Zidane’nın boşalttığı oyun kurucu mevkisinin veliahtı.


Didier Drogba:
Fildişi Sahilleri’nin bir diğer yıldızı. Gücü, sürati, sert şutları ve gol yeteneğiyle parmak ısırtan bir hücum oyuncusu. Marseille’dan yıldızlar topluluğu Chelsea’ye geldi. Birçok maçta takımını sırtlayan isim oldu. Chelsea’nin yeni teknik patronu İsrailli Avram Grant’le olan tartışmalarıyla gündeme geldi.



Djibril Cisse:
Son olarak Beşiktaş’ın rakibi Marseille’de karşımıza çıkan Cisse’nin ismi, bildiğimiz ‘Cibril’. Herkesin, onun Henry’yle yan yana Fransa Milli Takımı’nı coşturacağını düşündüğü günlerde ağır bir sakatlık geçirdi. İyileşmesi uzun sürdü. Fakat güçlü fiziğiyle yeşil sahalara yeniden döndü. Enteresan saç ve sakal stiliyle görenlerin onu unutması pek zor.



Mahamadou Diarra:
Makalele’nin yokluğunda orta sahada ciddi sıkıntılar çeken Real Madrid’e gelişiyle herkesi umutlandırdı. Kardeşleri (birazdan bahsedeceğiz) Fransa Milli Takımı’nda oynarken, o Mali Milli Takımı’nı tercih etti. 26 yaşında Real Madrid’in vazgeçilmezlerinden olma yolunda hızla ilerliyor.


Mido:
Futbolcu fabrikası Ajax
ın son jenerasyonunda yer alarak dikkat çekti. Mısırlı. İleri uçta sol ayağıyla herkesi ters köşe etmekte usta bir isim. Mısır Milli Takımı’nda ve İngiliz ekip Middlesbrough’ta Tuncay’ın takım arkadaşı. Bu sezon 7 maçta 2 gol attı.



Lilian Thuram:
Futbol tarihine adını altın harflerle yazdıran Pointe-a-Pitre asıllı Fransız stoper ilerleyen yaşına rağmen Barcelona defansında zaman zaman görev alıyor. 1998 Dünya Kupası yarı finalinde umutların tükendiği bir anda sahne çıkıp takımı adına attığı iki gol hala hafızalarda. Literatüre “Mağripli çocukların Paris’i yakması” olarak geçen Fransa’daki göçmen ayaklanmaları sırasında yaptığı açıklamalarla takdir topladı. O da Sarkozy’nin belalılarından.



Fredrick Omar Kanoute:
Son olarak habervaktim’in “Cami satın alan futbolcu” haberiyle adını duyurdu. Mali Milli Takımının forveti. Fenerbahçe’nin rakibi Sevilla’nın gözü gibi baktığı bir oyuncu. Uzun boyu ve vücudunu etkili kullanmasıyla ‘yırtıcı forvet’ tipini tam anlamıyla temsil eden biri. İspanya’daki Müslüman futbolcuların yaşadığı ‘oruç krizi’ ve Sevilla’nın forma reklamlarında yer alan internet bahis sitesi reklamına yaptığı muhalefetle Müslüman kamuoyunun beğenisini kazandı.




Samir Nasri:
Bilinen adıyla “yeni Zidane”. Henüz 20 yaşında. Fransa Milli Takımı ondan çok şey bekliyor. Bu yıl Lyon’u şahlandıran önemli isimlerden biri. Arap asıllı. Sürati ve top tekniği pek çok kişiye parmak ısırtıyor. Müslüman Zidane’
ı
n veliaht koltuğunun Müslüman Ribery’yle birlikte iki taliplisinden biri.


El Hadji Diouf:
2002’de, kendilerini yıllarca sömüren Fransızlardan intikamının bir bölümünü yeşil sahalarda alan Senegal Milli Takımı’nın gol silahı olarak Avrupa kulüplerinin aklını çeldi. Önce Liverpool’a transfer oldu, ardından Bolton’a gitti. Milli forma ile 32 maçta 13 gol atan “Hacı” Diouf, şimdi Bolton takımı için ter döküyor.




Eric Abidal:
O da bir ‘Bilal’. Bu sezon Lyon’dan Barcelona’ya transfer olan Abidal, birkaç ay önce komşularından etkilenerek Müslüman olduğunu açıkladı. Sol bek olarak görev yaptığı Barcelona ondan çok şey bekliyor.



Tarık Sektioui:
Portolu bir fırtına. Fas Milli Takımı’nda da görev alıyor. 30 yaşında. Forveti besleyen kanat akınları ve umulmadık anda fileleri havalandırmasıyla vazgeçilmez bir eleman.



Muhammed Sissoko:
Liverpool’un orta alanında savaşçı vazifesi gören 22 yaşında genç bir yetenek. Şu aralar Gerrard ve Xabi Alanso’nun yedeğinde kalsa da Liverpool kariyerinde 2 yılda 50’den fazla maça çıktığını hemen hatırlatalım. Mali Milli Takımı için 12 maçta 1 gol attı.



İbrahim Afellay:
PSV’nin atom karıncası. Çok hızlı, çok teknik. İleri uçta da, kanatta da rahatlıkla oynayabiliyor. Hollanda Milli Takımının gelecek vadeden isimlerinden. 21 yaşında.



Yaya (Yahya) Toure:
Kolo Abib Toure’nin kardeşi. Orta sahada bitmez tükenmez enerjisiyle bulunduğu her takımı motive eden etkili bir koz. Monaco’dan Barcelona’ya transfer oldu. Kardeşi Kolo Toure ve bir diğer Müslüman futbolcu Didier Drogba’yla birlikte Fildişi Sahilleri Milli Takımı’nın çekirdeğini oluşturuyorlar.


Karim Benzema:
Zidane’
ın tahtına göz koyan isimlerden biri daha… Fransız Birinci Ligi’nin en çok asist yapan orta saha oyuncusu olarak bir anda parladı. Çok hızlı, çok teknik ve çok ateşleyici bir futbolu var. Lyon’daki kariyeri kısa süreceğe benzer. Zira Avrupa’nın birçok kulübü Karim’e şimdiden kancayı takmış durumda.



Halid Bouhlarouz:
2006 Dünya Kupası’nda Portekiz’le Hollanda arasında oynanan maçta Portekizli Ronaldo’ya yaptığı sert (ve kimilerine göre kasıtlı) hareketlerle öne çıktı. Şu an Chelsea’de. 9 numara giyiyor, fakat savunmada görev alıyor.



Florent Malouda:
Chelsea’nın yeni transferi. Sol kanatta adeta bir fırtına gibi esiyor. Fransız Milli Takımı’ndaki yerini gitgide sağlamlaştırıyor. Drogba, Chelsea’li Yahudi teknik patron Grant’le tartıştığında onun da adı gündeme gelmişti. 27 yaşında.



Bacary Sagna:
Bu yılki Şampiyonlar Ligi istatistiklerinin üst sıralarında yer alan Arsenalli defans oyuncusu. Fransa Ümit Milli'de 28 maç çıkardı. Aslen Senegalli. 24 yaşındaki Sagna skora katkısıyla da çok kıymetli bir oyuncu.



Lassana Diarra:
Muhammed Diarra’nın kardeşi. Ondan farklı olarak Fransa Milli Takımı’nda oynuyor. Aynı zamanda Arsenal’in orta alanında görev yapıyor. Geçen sezon Chelsea’deydi.



Hatem Ben Arfa:
Lyon’un yeni jenerasyonundan bir diğer Müslüman oyuncu. Aslen Tunuslu. Fransa Milli Takımı için bileniyor. Genç takımlarda defalarca forma giydi. 2 milli maçta 1 golü var. 20 yaşında.







Guantanamo’dan hidayete giden yol




Guantanamo’dan hidayete giden yol.


Guantanamo’da görevliyken, Müslüman olan ABD’li Terry Holdbrooks, hidayete giden süreci anlattı. İşte işkence ettiğinin dinine aşık olup, hidayete eren adamın öyküsü:

“İçinde bulundukları o kötü duruma rağmen hâlâ gülümseyebiliyor, şaka yapabiliyorlardı. Oysa ben dışarıda olmama rağmen, hiç gülümsemiyordum. Benim mutlu olmam gerekirken, onlar benden mutlu görün
üyordu. İşkence timleri onlara Hıristiyanlık adına işkence yapıyordu, onlar ise onca işkence ve acıya sabırla karşılık veriyorlardı. Bende olmayan ama onlarda olan mutluluğun inançtan, İslâm’dan kaynaklandığını anladım ve Müslüman oldum. ”

Bu sözler, Guantanamo Üssü’nde bir yıl görev yapan Amerikalı eski asker Terry Holdbrooks ya da yeni ismiyle Mustafa Abdullah’a ait.

TÜRK BASININDA SADECE VAKİT’E KONUŞTU

İngiltere’deki Müslümanların düzenlediği Ramazan etkinliklerine katılmak için Londra’da bulunan Guantanamo Üssü’nde görev yaparken Müslüman olan Terry Holdbrooks Türk basınında ilk kez ve sadece Vakit’e konuştu. Guantanamo’da görev yaptığı 2003-2004 yılları arasında birçok Müslüman tutukluyla yakın dostluklar kuran Holdbrooks, 590 numaralı Guantanamo tutuklularından ve Amerikalıların “General” ismiyle çağırdığı Ahmed Raşidi’nin (2007 yılında Fas’a teslim edildi ama nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi yok) huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu.

“ŞÜKÜRLER OLSUN İSLÂM’LA TANIŞTIM”

“Guantanamo deyince aklınıza ne geliyor?” sorusuna, “Guantanamo için şunu diyebilirim ki; hayatımın en önemli dönüm noktası orada gerçekleşti ama aynı zamanda en berbat yerlerden biriydi. Hayatımın en berbat yerinde Müslüman oldum. Bu yüzden Guantanamo’nun hem olumlu hem olumsuz olarak, benim için ayrı bir önemi var. Ama artık çok daha mutluyum ve kendimi iyi hissediyorum. Çünkü Allah’a şükürler olsun İslâm’la tanıştım” şeklinde cevaplıyor.

“ÖNCEKİ DİNİM MÜZİK VE ALKOLDÜ”

“Önceki dininizde mutlu değil miydiniz?” diye sorduğumuzda ise Holdbrooks şöyle diyor: “Daha önce bir dinim yoktu benim. Benim tek dinim müzik ve alkoldü. Mutluluğu alkolle arıyordum. Ama mutlu değildim. Şimdi ise çok iyiyim. Bakın, bizim eğitim sistemimizde İslâm diye bir şey öğretilmiyor. İslâm, Müslüman denilince insanlar kaşlarını çatıyor. İslâm’la ilk kez Guantanamo’da tanıştım ve iyi ki tanıştım. Yoksa hayatım bir hiç olarak devam edecekti.”

“ONLARI AYAKTA TUTAN ŞEY İSLÂM”

Holdbrooks, İslâm’a geçiş sürecinin çok çabuk bir şekilde olmadığını ve bunun en az altı ay aldığını söylüyor: “Ben hayatımda hep bir şeyleri sorgularım. Eğer bir şeyi yapıyorsam, onun mantıklı bir sebebi olmalı. Guantanamo’ya gönderilirken, Guantanamo’daki tutuklulara nasıl davranmamız gerektiği konusunda propagandaya tabi tutulduk. Ama ben onların bana sunduğu propagandanın hiçbir mantıki sebebini bulamadım. Sonra Guantanamo’ya geldim ve burada tutuklularla çok iyi iletişim kurdum. Tutuklular, içinde bulundukları o kötü duruma rağmen hâlâ gülümseyebiliyor, şaka yapabiliyorlardı. Oysa ben dışarıda olmama rağmen, hiç gülümsemiyordum. Benim mutlu olmam gerekirken, onlar benden mutlu görünüyordu. Sonra, onları mutlu kılan şeyin inançları, İslâm, olduğunu anladım.”

“MÜSLÜMAN OLDUĞUMU SÖYLEMEDİM”

Holdbrooks’e Müslüman olduğunda bunun Guantanamo’daki üslerince nasıl karşılandığını sorusuna, “Askerden ayrılana kadar ordudan kimseye Müslüman olduğumu söylemedim” diye cevap veriyor. Peki ya ailesi ve akrabaları, tanıdıkları nasıl karşılık verdi: “Benim bir ailem yok ya da görüştüğüm bir akrabam yok. Dolayısıyla tepki olmadı.” Holdbrooks 6 yaşındayken anne ve babası ayrılıyor ve o da büyük babası ile büyük annesinin yanında yaşıyor. “60’ların hippisi” olarak tanımladığı büyükanne ve büyükbabasının dinsel hiçbir şeye sahip olmadıkları için, kendisinin de dini bir yaşantısının olmadığını söylüyor Holdbrooks.

“MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA 6 AY DAHA GUANTANAMO’DA KALDIM”


Müslüman olduktan sonra Guantanamo’da 6 ay daha görev yapan Holdbrooks’e Guantanamo’daki durumu soruyoruz: “Guantanamo, dünyanın en kötü yeri. Orada insanlar suçsuz oldukları halde ailelerinden binlerce kilometre uzaklıkta tutuluyor ve işkence yapılıyor. Ama şöyle bir şey de var; Guantanamo’dakilerin çok acı içinde olduğunu düşünseniz bile, oradaki insanlar inançlarından dolayı çok mutlu görünüyorlar. Hep pozitif duruyorlar. Onların bu mutluluğu inançlarından, İslâm’dan kaynaklanıyor.”

İBADETLERİNİ NASIL GERÇEKLEŞTİRİYORDU?

Holdbrooks, Müslüman olduktan sonra 6 ay daha görev yaptığı Guantanamo’da ibadetlerini nasıl gerçekleştiriyordu? Holdbrooks bu soruyu “Yakında çıkacak kitabımda görürsünüz” diye cevaplıyor.

DAHA UCUZ OLAN YEMEN’E TAŞINACAK

Terry Holdbrooks, “Bundan sonra ne yapacaksınız, nerede yaşayacaksınız?” sorumuza ise, “2010 yılında Yemen’e taşınmayı planlıyorum” diyor. “Neden Suudi Arabistan değil de Yemen” diye sorduğumuzda ise gülerek şöyle cevap veriyor: “Yemen, Suudi Arabistan’dan daha ucuz. Mesela Yemen’de peynirli bir burgeri 2 birime alıyorsanız, Suudi Arabistan’da bunun fiyatı 6 birim. Dolayısıyla kutsal topraklara yakınlığı hem de ucuzluğu açısından Yemen benim için ideal bir yer olacak.”

Amerika’da yaşadığı Arizona’da 30 binin üstünde Müslüman olduğunu söyleyen Holdbrooks, kendisinin yaşadığı bölgede çok az sayıda Müslüman bulunduğunu söylüyor. “Cuma günleri 50 kişi toplanıyoruz. İnşallah sayımız daha artar” diye temennide bulunuyor. Holbrooks’a ordudan ayrıldıktan sonra nasıl geçindiğini soruyoruz: “Ben artık bir yazarım. Yakında kitabım yayınlanacak” diye cevap veriyor. Holdbrooks’un bu ay içerisinde çıkması beklenen ve “Traitor” (İhanetçi) ismi taşıyan 200 sayfanın üstündeki kitabı ilk önce ABD ve İngiltere’de yayınlanacak. Guantanamo’da geçirdiği dönemi anlattığı kitabının basımı için şimdilik 3 bin dolara ihtiyacı olduğunu söylüyor Holdbrooks: “İnşallah bu parayı bulduğumuzda, kitabımı da basmış olacağım. Kitabımda beni İslâm’a götüren süreci ve orada yaşanan işkenceleri anlattım.”

Kaynak: Vakit

http://www.timeturk.com/Guantanamo’dan-hidayete-giden-yol_89968-haberi.html

Sanatçı Erhan Güleryüz,Ramazan atmosferinin insanlık için bir şans olduğunu söylüyor.





Sanatçı Erhan Güleryüz,Ramazan atmosferinin insanlık için bir şans olduğunu söylüyor.

Ramazan’ı müzisyen arkadaşlarıyla birlikte stüdyoda geçiren sanatçı Erhan Güleryüz, yaptıkları müziğin bile bu havadan etkilendiğini söylüyor. Güleryüz, Ramazan atmosferinin insanlık için bir şans olduğunu söylüyor.

İlk ne zaman oruç tuttuğunuzu hatırlıyor musunuz?


Sanırım 5 yaşlarımda idim. Öğleye kadar tutmuştum. Rahmetli babaannem de vardı. Oruç tutar gibi yapmıştım. Tam gün orucumu 12 yaşımda tuttum. Tam nasıl olduğunu hatırlamıyorum; ama yine böyle sıcak zamana denk gelmişti sanırım. Çok susadığımı biliyorum sadece.

Ramazan’ın sizin için mânâsı nedir?

Ramazan geldiğinde bir nûrun bütün dünyaya yayıldığını düşünüyorum. İnsanlar diğer 11 ayda vakit bulamadıkları, dikkat etmedikleri birçok şeye Ramazan’da dikkat ediyorlar. Toplumun genelinde bir huzur oluyor. Ramazan ayında bütün yaşadığımız şehirlerde insanların yüzlerine nûr geldiğini, hayatlarında daha huzurlu olduklarını düşünüyorum. Bu huzur kitlesel bir tören gibi. Keşke Ramazan’ın güzelliğini diğer 11 aya alabilsek. Benzeri güzellikleri, benzeri barışıklıkları bir arada yaşayabilsek. Ramazan’ı çocukluğumdan beri çok seviyorum. İlk başta ibadetimizi yerine getiriyoruz, bu yapmamız gereken bir şey zaten. Sağlık itibarıyla da vücudumun dinlendiğini hissediyorum.

Oruç tutmak, çalışma temponuzu nasıl etkiliyor?

Çalışma tempomuz güzelleşiyor. Ramazan aylarında birkaç iftar programı dışında genelde stüdyoda oluyoruz. Bütün müzisyen arkadaşlarımız ile 20-30 kişi birlikte oluyoruz. İftar, sahur saatlerimizi ona göre ayarlıyoruz. Hem müziğimizi yapıyoruz hem iftarı, sahuru. Bu, çok başka bir şey katıyor yaptığımız müziğe. Etkiliyor müziğimizi.

Ramazan’a has âdetleriniz var mı?

Ailemle, annemle, kardeşlerimle bir arada mümkün olduğunca iftar yapmaya çalışıyorum. Onun dışında olmazsa olmaz diyebileceğim pek bir şey yok.

Sosyal hayatta Ramazan neşesini nasıl gözlemliyorsunuz?

Milenyum çağında, 2007’de yaşıyoruz. En süratli bilgi akışının olduğu yıllardayız. İnsanlık çok süratle değişiyor, gelişiyor. Bu, aynı zamanda gerileme anlamına da gelebilir; çünkü silahların teknolojisi yükseliyor, savaşlar artıyor. Bu kadar kaos içerisinde insanların insan gibi birbirlerini sevebilecekleri bir şans ve zaman dilimi Ramazan. Ramazan ayında İslam’ın güzelliği bütün topluma sirayet ediyor, hayatın tamamına yansıyor. 11 ayda çok da kendimize, sağlığımıza, yaşam koşullarımıza dikkat etmiyoruz. Ramazan’da güzel, huzurlu bir disiplin geliyor. İnsanlar kendilerini biraz daha toparlıyor. Keşke diğer aylar da Ramazan’ın modeliyle devam etse; ama öyle olmuyor. Çok yorucu bir zamandan geçiyoruz. Ramazan ve İslam, bu zamanlarda bize ayakta durma gücü ve sabır veriyor.


http://www.herice.biz/yazi-3802-erhan_guleryuz:_ramazan,_insanlarin_birbirlerini_insan_gibi_sevebilecekleri_bir_zaman_dilimi.html

Merhum işadamı Sakıp Sabancı’nın kızı Dilek Sabancı, 2. ke



Merhum işadamı Sakıp Sabancı’nın kızı Dilek Sabancı, 2.kez umreye gitti.


Ramazan ayında kutsal topraklarda bulunmanın tarif edilmez hazzını doyasıya yaşadığını ifade eden Dilek Sabancı, dinî vecibelere her geçen yıl daha sıkı sarıldığını dile getirdi.

Neden ikinci kez umreye gitme ihtiyacı hissettiniz?


İlk defa umreye 2003 yılında gitmiş ve çok etkilenmiştim. Kendi kendime ‘bir daha gideceğim’ diye söz verdim. Allah da nasip etti, bir kez daha oraları görme fırsatım oldu. İlkinde acemiydim. Bu kez daha bilinçliydim. Yanımda İzmir Karşıyaka Müftüsü Emin Arık ve eşi de vardı. Ziyaretim esnasında Mekke ve Medine’yi gezerken daha tecrübeli olduğumu hissettim. Üstelik yaptığım dualarda da hazırlıklıydım.

Ramazan ayında umreyi özellikle mi yaptınız?

İlk umremi de Ramazan ayında gerçekleştirmiştim. İkinci ziyaretimi de bilerek Ramazan ayında yaptım. Ramazan’da umre yapmanın daha sevap olduğunu biliyorum. Ramazan’da oraların ortamı çok farklı oluyor. Bu yüzden ziyaretimin bu mübarek ayda muhteşem geçtiği düşüncesindeyim.

Sizi dine bu kadar yönelten ne oldu?

Benim hayata bakış açım, bu dünyanın bir gün sona ereceği üzerine kurulu. Kur’an-ı Kerim’de de ifade edildiği gibi uhrevi bir hayat herkesin karşısına bir gün mutlaka çıkacak. İnsanoğlu, dünyada yaptıklarının karşılığını cennet veya cehennem olarak görecek. Ayrıca biz Müslümanlar inşallah eninde sonunda cennete gideceğiz. Bu yüzden Müslüman olduğuma daima şükrediyorum. Benim kavrayamadığım, bazı insanların ölümden sonraki hayata inanmamaları. Herkes mutlaka hesaba çekilecek.

İslamiyet’i daha iyi öğrenmek için neler yapıyorsunuz?


İstanbul Beykoz eski Müftüsü Emin Bey’le sıkı bir diyalog içerisindeyim. Kendisi son derece iyi bir insan. Ayrıca iki kez Kur’an-ı Kerim’in mealini okudum. Kur’an’ı daha çok anlamaya muhtaç olduğumuzu düşünüyorum. İnşallah şimdi Kur’an’ın tefsirini okumaya başlayacağım. Süleyman Ateş’in ve Muhammed Esad’ın eserlerini okumayı planlıyorum.

Kutsal topraklarda sizi etkileyen bir şey oldu mu?

Kutsal topraklarda dikkatimi çeken en önemli şey; Mekke-Medine’deki insanların hayatlarını namaza göre programlamalarıydı. Her iki seferdir dikkat ediyorum; oradaki Müslümanlar ezan okunduğu zaman işlerini güçlerini bırakıp namaza koşuyorlar. Kimse işini veya yoğun çalışmasını bahane etmiyor. Ben ibadet dendiği zaman, ‘Hiç vaktim yok, çok yoğunum.’ diyordum. Fakat oraları gördüğümde, bu şikâyetimden vazgeçtim. Onlar hayatlarını adeta namaza göre programlıyor. Çok da rahat ediyorlar. Bu durumlarına hayran oldum.

Namazın dinimizdeki yeri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Oruç, hac, zekât gibi ibadetlerin kuşkusuz büyük amaçları var. Ancak bizim dinimizde namazın çok ayrı bir yeri bulunuyor. Örneğin durumunuz iyi değilse hacca veya umreye gitmeyebilirsiniz. Sağlık sorunlarınız varsa oruç tutmayabilirsiniz, malınız yoksa zekât vermeyebilirsiniz. Ancak namazı mutlaka kılmalısınız. Namaz, Allah’ın üzerinde hassasiyetle durduğu bir ibadettir. Çok hasta olsak bile başımızla namazımızı kılmamız gerekiyor. Allah, bizim için her şeyi yaratmış; bizden istediği günlük yaklaşık bir saatimizi namaza ayırmamız. Hem namaz sayesinde insanın ruhu çok rahatlıyor. Ben, zihinsel duruluğumu namaza borçluyum diyebilirim. Namazın kazandırdıklarını anlatmaya kelimeler yetmez. Ayrıca daha önce benim namazlarım çok uzun sürerdi. Çünkü ben namaz kıldıktan sonra uzun uzun dua edilmesi gerektiğini sandığım için çok vaktim giderdi. Şimdi öğrendim ki; namazın kendisi başlı başına bir duaymış, ayrıca dua etmek isteğe bağlıymış. Üstelik çok zor durumda kaldığımızda namazı cem etmek gibi dini bir kolaylığın olduğunu öğrendim. Bunlar İslamiyet’in güzellikleri. Benim için namazların içinde sabah namazının çok ayrı bir yeri var. Sabah namazını çok seviyorum.

Türkiye’de son yıllarda kurulan Ramazan çadırları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tabii ki Ramazan’da yapılan bu tür etkinlikler çok güzel. Ancak duydum ki; çadırlardan durumu iyi olan insanlar da yemek alıyormuş. Bu durumu pek tasvip etmiyorum. Bakın sizinle umrede gördüklerimi paylaşayım: Orada mutlaka ihtiyaç sahibi yoksul insanlara iftar yardımı yapılır, yemekler verilir. Hatta Allah kabul eder inşallah, biz de bir iftar verdik. Oradaki görevliler beni kırmadılar, kısa sürede yaptığımız bir organizasyonla Mekke’de 400 yoksul insana iftar verme fırsatı yakaladık. Bu iftar beni çok mutlu etti. Hiç unutamam. Hele de gerçekten fakir ve yoksul insanların faydalanması çok sevindiriciydi.

Ramazan’a dair unutamadığınız bir anınız var mı?

Çocukluğumda yaşadığım Ramazanları kesinlikle unutamam. Başta anneannem, babam, annem ve tüm kardeşlerim Ramazan ayında iftar saatinde bir araya gelirdik. Bizim gibi büyük ve yoğun işleri olan bir ailede sürekli bir araya gelmek çok zordur. Aile büyüleri daima çalışır. Bu yüzden çocukken iftarda hep beraber olmamıza çok sevinirdim. Ayrıca çocukken oruç tutayım, tutmayayım mutlaka sahura kalkmaktan çok hoşlanırdım. Çünkü gecelerin ayrı bir hareketi oluyordu.

Başörtüsüyle ilgili yorumlarınızı alabilir miyim?

İleriki yıllarda başörtüsü takmayı düşünüyorum. Umreye giderken Suudi Arabistan Hava Yolları’ndaki bayanların taktığı başörtüsünü görünce çok hoşuma gitti. Saçlarının üstünde takkeye benzer fes gibi bir şey vardı. Onun üstüne de kıyafetinize uyum sağlayabilecek değişik renklerde takabileceğiniz ipekten bir tül bulunuyordu. Son derece hoştu ve gayet güzel görünüyordu. Eğer örtünürsem o tarzda bir şey ol
abilir.

http://www.herice.biz/yazi-3804-dilek_sabanci:_artik,_ibadet_icin_“hic_vaktim_yok”_demiyorum.html

ÜNLÜ FUTBOLCU RİBERY İLE GS'NİN ESKİ FUTBOLCUSU HAMİT'İN UMRE GÖRÜNTÜLERİ








ÜNLÜ FUTBOLCU RİBERY İLE GS'NİN ESKİ FUTBOLCUSU HAMİT'İN UMRE GÖRÜNTÜLERİ

Mekke'de 660 Çinli Müslüman oldu



Mekke'de 660 Çinli Müslüman oldu.


Mekke Milletvekili Dr. Abdulaziz El Hadari, Harameyn tren projesinde çalışan ve İslam dinine giren 660'ı Çin vatandaşı,16'sı başka milletlerden toplam 676 kişiye sertifika verdi. 

660 Çinlinin Müslüman olmasının, Haremeyn tren projesinin Çinlilere verilmesine karşı çıkanlara en güzel cevap olduğunu belirten El Hadari; 'Bu Mukaddes topraklardaki tren projesinin Çinlilere verilmesine karşı olan yüzlerce mektup aldık. Ancak o Çinli işçilerden 660'ı Müslüman oldu, dün Çinlilerin gelişine karşı çıkanlar bu gün Müslüman olmalarına seviniyor' dedi. 

5 bin civarında Çinlinin Haremeyn Treni projesinde çalıştığını ifade eden El Hadari, bu işçilerin yüzde 10'una yakınının Müslüman olduğunu özellikle kaydetti.

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Misyoner kız Müslüman oldu




Misyoner kız Müslüman oldu.


Hıristiyan Misyoner Covita Guslin Müslüman olarak Maysara ismini aldı. İşte Gerçek Hayata konuşan eski misyonerin ibretlik öyküsü.

Bir zamanlar Hıristiyan bir misyonerken Müslüman olarak Maysara ismini alan Covita Guslin ile Malezya’nın Klantan Bölgesi’ndeki İslam Okulu’na yaptığım ziyaret esnasında tanıştık. İslam Okulu’na önceden başka dinlere mensup olup daha sonraİslam’a girmeye karar veren yeni Müslümanlar kabul ediliyor. 4 seneye yakın İslam Okulu’nda dini eğitim gören yeni Müslümanlar, bu eğitimlerinin sonunda davetçi oluyorlar ve çevrelerindeki insanlara İslam’ı anlatmaya başlıyorlar. İslam Okulu’nda tanıştığım yeni Müslümanlar arasında eski papazlardan tutun da, Budist rahiplere kadar birçok kişi vardı. Ayrıca bu okul tarafından yürütülen davet çalışmaları vasıtasıyla şu ana kadar binlerce kişi Müslüman olmuş. Arap bir yardım kuruluşu tarafından finanse edilen İslam Okulu’nun çalışanlarından biri de Maysara Hanım. Eski bir Hıristiyan Misyoner olan Maysara Hanım’ın hem misyonerlik çalışmaları hakkında anlattıkları, hem de İslam’a giriş öyküsü bana son derece ilginç geldi.


-Bize kendinizi anlatır mısınız? Sizi tanımak istiyoruz.

Malezya’nın doğusunda bulunan Sandakan Şehrinde doğdum.

İlk, orta ve lise öğrenimimi Sandakan’da tamamladım. Anne-babam ve ailemin bütün fertleri Hıristiyan’dılar. Ben de lise yıllarımda kilisedeki ayinleri aksatmayan ve Hıristiyanlığın yayılması için yoğun bir şekilde çaba gösteren Katolik bir davetçiydim. O dönemler en büyük hayalim yeryüzünde yaşayan bütün insanların İsa Mesih’e inanıp Hıristiyan olmalarıydı. Fakat Allah bana merhamet edip hakikati bulmamı sağladı ve 1999 yılında Müslüman oldum.


-Hakikatten kastınız sanırım İslam. Hıristiyan bir misyonerken Müslüman olmaya karar verdiniz. Sizdeki bu dönüşüm nasıl gerçekleşti?

Müslüman olmaya karar vermem belli bir sürecin sonunda gerçekleşti. Okuduğum lisede farklı dinlerden öğrenciler vardı ve bir grup Hıristiyan arkadaşımla birlikte Hinduizm’e, Budizm’e ve İslam’a inanan öğrencilerin


Hıristiyan olmaları için çalışmalar yapıyorduk.


-Ne tür çalışmalar yapıyordunuz? Çevrenizdeki insanları Hıristiyanlaştırmak için nasıl bir yol izlediğinizden bahseder misiniz?

Davet çalışmalarımızı Sandakan’daki bazı papazların kontrolünde yürütüyorduk. Kiliseden eğitim alıyorduk ve papazlardan insanları İncil’e davet ederken nasıl bir yol izlememiz gerektiğini öğreniyorduk. Hıristiyan yapmaya karar verdiğimiz öğrencilerle ilk etapta iyi bir arkadaşlık kurup, onların bize sonsuz bir şekilde güven duymalarını sağlıyorduk. Daha sonra da bu öğrencilerin İncil ve kiliseyle tanışmalarına aracı oluyorduk. Bu aşamadan sonra ise devreye kilisedeki papazlar giriyorlardı ve Hıristiyan olmaya aday olan öğrencilerle tek tek ilgilenmeye başlıyorlardı. Bu sürecin sonunda öğrencilerin bir kısmı eski dinlerini terk edip Hıristiyan olmaya karar veriyorlardı.


-Hıristiyanlığa davet edeceğiniz öğrencileri tespit ederken nelere dikkat ediyordunuz?


Daha çok dindar olmayan ve bir arayış içinde olduğunu hissettiğimiz öğrencilerle ilgileniyorduk. Bu tür öğrencilerin Hıristiyan olmaya karar vermeleri diğer öğrencilere göre çok daha kolay oluyordu. Çeşitli partiler düzenliyorduk ve partiler sayesinde öğrencilerle olan ilişkilerimizi daha da geliştiriyorduk. Bu partiler her ay en az 5 veya 6 kez tekrarlanıyordu. Bu partilerde tanıştığımız yeni kişilerle de zaman içinde ilişkilerimizi daha da geliştiriyorduk.


“MERYEM SURESİ’NDEN ETKİLENDİM”


- İslam’a giriş öykünüzü dinleyebilir miyiz?

Müslüman olmadan önce İslam’la ilgili bir çok bilgiye sahiptim; fakat zaman içerisinde bu bilgilerimin bir çoğunun yanlış olduğunu öğrendim. Hıristiyan olduğum dönemlerde de İslam’ın akide olarak Budizm ve Hinduizm’den daha güçlü olduğunu fark etmiştim. Okuldaki Müslüman öğrencileri de Hıristiyanlaştırmaya çalışıyorduk; fakat İslam’a karşı ben de her zaman bir ilgi ve sempati vardı. Bu ilgi ve sempatimi kimseyle paylaşmıyordum. Bazı dönemler İslam’la ilgili kitaplar okuyordum, ayrıca Kur-an ve İncil’in ortak yönlerini öğrenmeye çalışıyordum. Kur-an okurken özellikle Meryem Suresi’nden çok etkilendim ve Meryem Suresi’ni bitirdiğimde Kur-an’ın ilahi bir kitap olduğuna dair düşüncelerim daha da güçlendi. Kur-an’da “Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder” mealinde bir ayet var. Bu ayette o dönemler beni çok etkilemişti.


-Müslüman olmaya ne zaman karar verdiniz?

Müslüman olmaya kesin olarak lise son sınıfta karar verdim. İslam’a olan ilgim arttıkça Müslümanlara karşı olan ilgim de artıyordu. Bir gün Müslümanların nasıl ibadet ettiklerini görmek için okulumuzun mescidini ziyaret ettim

ve mescidin bayanlar bölümüne girip bir köşeye oturdum. Müslümanların başlarını yere koyup Allah’a secde etmeleri beni çok etkiledi ve içimde yoğun bir şekilde Allah’a secde etme duygusu oluştu. Okulun mescidinden ayrılıp eve gittim ve odama girip secde etmeye, hakikati bulduğum için ağlamaya başladım.

Dakikalarca ağlayarak Allah’a secde ettim ve o an Müslüman olmaya karar verdim. Müslüman olmaya karar verdikten sonra Şeyh Besmi tarafından yazılan Rahman Tefsiri’ni satın aldım ve okul dışındaki vakitlerimi Rahman Tefsiri’ni okuyarak geçirmeye başladım. Rahman Tefsiri imanımı daha da güçlendirdi ve İslam’la ilgili zihnimde oluşan bütün sorulara bu tefsir sayesinde cevaplar buldum.


-Müslüman olmaya karar verdikten sonra bu kararınızı ailenizle ve çevrenizdeki arkadaşlarınızla paylaştınız mı?


Birkaç Müslüman arkadaşıma Müslüman olduğumu haber verdim; fakat 5 sene boyunca ailemden Müslüman olduğumu sakladım. Ayrıca Sava Vilayeti’nin başkenti olan Kotakinabalu’ya gidip İslam Meclisi yetkililerinden Müslüman olmam için bana yardımcı olmalarını istedim ve 1999 yılının Mart Ayında Kelime-i Şehadet getirerek İslam’a girdim.


“5 YIL GİZLİCE NAMAZ KILDIM”



- 5 sene boyunca Müslüman olduğunuzu ailenizden niçin sakladınız?

Müslüman olduğumu aileme haber verdiğimde onlardan tepki alacağımdan emindim. Hatta babam beni İslam’a girdiğim için evlatlıktan reddedip evden uzaklaştırabilirdi. Bu nedenle 5 sene boyunca namazlarımı gizlice kıldım ve çok istememe rağmen bana ait olan odamın dışında başörtüsü takamadım. 5 senenin sonunda aileme Müslüman olduğumu açıkladım ve beklediğim gibi büyük bir tepkiyle karşılaştım. Babam odama girip İslam’la ilgili bütün kitaplarımı toplayıp bahçede ateşe verdi. Ayrıca başörtülerimi ve seccademi de yaktı. Babamın Müslüman olduğum için bana uyguladığı baskılara dayanamadım ve belli bir zaman sonra evden ayrılmak zorunda kaldım. Kısa bir süre Kuala Lumpur’da Müslüman bir ailenin yanında kaldım, bu ailenin yardımıyla Klantan’daki İslam Okulu’na kayıtımı yaptırdım. İslam Okulu’nda 4 sene İslami İlimler alanında eğitim gördüm ve bu 4 senenin sonunda okuldan mezun oldum.

Daha sonra Malezyalı bir Müslüman ile evlendim ve 3 çocuğumuz oldu.

Şu anda da İslam Okulu’nda görevli olarak çalışmaya devam ediyorum.


-Sizce İslam’la Hıristiyanlık arasındaki en belirgin fark nedir?

İslam; insanın hayatında hiçbir boşluk bırakmayan tamamlanmış bir dindir. Bugün ki Hıristiyanlık ise tamamlanmamış, insanın hayatını tam anlamıyla dolduramayan eksik bir din. Ayrıca teslis inancı Hıristiyanların tamamına yakınının kafasını karıştırıyor ve kilisedeki din adamları teslis inancı ile ilgili sorulara insanları tatmin edici cevaplar veremiyorlar. Bugün ki Hıristiyanlık insanları 3 ilaha birden tapmaya çağırırken, İslam insanları tek olan Allah’a kulluk etmeye davet ediyor. İslam akide yönüyle de Hıristiyanlığa göre daha mantıklı ve güçlü.


-Sizin davet çalışmalarınız neticesinde İslam’a giren kişi veya kişiler oldu mu?

Evet. Kız kardeşlerimin üçü de farklı zamanlarda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldular. Anne ve babamın da Müslüman olmalarını çok istiyorum ve onlar için dua ediyorum. Müslümanlar olarak insanlara İslam’ı anlatmalıyız

ve farklı dinlere mensup kişilerin Peygamber Efendimiz’i tanımalarını sağlamalıyız.


“ORUÇ BİR KALP İBADETİDİR”


-Ramazan ayının içindeyiz. Neler hissediyorsunuz?

Bu Ramazan Müslüman olarak geçirdiğim onuncu ramazan ve 10 senedir oruç tutmaya devam ediyorum. Ramazan ayı diğer aylarda kontrolden çıkan nefislerin dizginlenmesi için iyi bir fırsat. Ramazan bize nefis tezkiyesi için yardımcı oluyor, bu nedenle Ramazanın kıymetini iyi bilmeliyiz. Müslüman olduğum ilk zamanlar oruç bana daha fazla heyecan veriyordu; fakat şu an eski heyecanımı hissedemiyorum. Bu da manevi dünyamın, kalbimin zayıfladığını gösteriyor. Eğer iyi bir şekilde değerlendirilirse orucun kalbe, ruh dünyamıza büyük katkıları oluyor. Oruç bana göre bir kalp ibadetidir.


-Başörtüsü takmak sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?

Başörtüsü her şeyden önce bana güven hissi veriyor ve başörtüsü takarak kötülüklerden ve kötü bakışlardan korunduğumu hissediyorum.


-Misyonerlik çalışmalarının içinde bulunan bir kişi olarak dinler arası diyalog meselesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Hıristiyanlarla aramızda ilişkiler olmalı ve onlara İslam’ı anlatmalıyız. Onlar da bize Hıristiyanlığı anlatabilirler. Fakat iki din hiçbir zaman bir araya gelemez; çünkü iki dinin de akidesi temel de çok farklı. İslam; Tevhid düşüncesini öncelerken, bugün ki Hıristiyanlık Tevhid düşüncesine tamamen ters inanışlar içeriyor.

GERÇEK HAYAT DERGİSİ 

Adem ÖZKÖSE'nin röportajı


http://www.8sutun.com/haber?id=52625