4 Ocak 2012 Çarşamba

KUDRET ŞANDRA



KUDRET ŞANDRA




1932 –İstanbul doğumlu.(Dansçı-Aktör)
Kudret Şandra..60′larda 70′lerde danscılığı ile meşhur olmuş beyefendi.Yılan dansının öncüsü. Kadınlara özgü bir alanda bir bir kariyer yapmış. 80′lerde dansı bıraktı, hidayete erdi, sakal uzattı. New age-islam arası kitaplar yazıyor..Bazı bulvar gazetelerinde yazılar yazdı.Asıl soyadı Sulatası olan dans öğretmeni. Yeşilçam’dan “Kâbe’ye” isimli bir kitabı mevcuttur. Cinler ve ruhlar alemi ile ilgilenmektedir.


OYNADIĞI FİLİMLER:


1. Bitirim Kemal (1973)
2. Kaplan kadın dehşet adası (1972)

3. Mini etekli kızlar (1969)
4. Avanta Kemal Torpido Yılmaza karşı (1968)
5. Azize(1968)
6. Can pazarı (1968) ... aka Öleceksin (Turkey: Turkish title: alternative title)
7. Kader bağı (1967)
8. Seher vakti (1966)
9. Ateş gibi kadın (1965)
10. Şöför Nebahat bizde kabahat (1965)
11. Dişi örümcek (1964) ... aka The Female Spider (International: English title)
12. Kadın berberi (1964)
13. Çıldıran baba (1950)



Aşağıda yer alan yazı Yeşilçamda aktrislerin hocası olarak bilinen daha sonra İslam'la hidayet bulan Kudret Şandra'nın bürosuna gelen bir kadının hayatını kendi ağzından anlatarak gençlerin ibretle okumasına sunulmuş bir yazıdır...)
"Altmış yaşlarında bir kadın müsaade isteyerek yanımıza geldi. Yüzümüze baktı, yutkundu: - Size nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum, dedi. Sizin methinizi duydum. İdeal bir insan olarak tanıdım. Çıkan kitaplarınızdan bir yazar olduğunuzu da öğrenmiş bulunuyorum. Aleme ibret olsun diye hayatımı kısaca size anlatmak niyetiyle geldim. Ama yazmanız şartıyla...


- Peki anlaştık dedim. Hayatını anlatmaya başladı ..

- 18 yaşındaydım. Yüksek tahsilli zengin bir delikanlı ile evlendim. Biz de zengin idik. Güzelliğim, boyum posum yerindeydi. Epeyce de okumuştum. Beyim memur olduğu için evde anne-baba diye bir şey yoktu. O günkü kafama göre arayıp da bulunamayacak bir şeydi. Sık sık giyinir kuşanır sinemaya ve benzeri eğlence yerlerine giderdim... Bir de eşimle beraber ayda bir komşulara giderdik..

- Yine bir gün, giyinmiş, kuşanmış, makyajımı yapmış, bütün çekiciliğimle yalnız başıma sinemaya gitmiştim. Yanımda bir kadın oturuyordu. Hep bana bakıyordu. Baktı, baktı...En sonunda ağlamaya başladı. Döndüm:

- Bir derdiniz mi var? dedim.

- Sorma evladım, dedi. Bir kızım vardı. O yaşadıkça ömrünü sana versin. Tıpkı senin gibiydi. Elmanın yarısı o , yarısı sen... Ben nasıl ağlamayayım? diye mendili gözlerine bastı, duygulanmıştım... Onu teselli ettim. Çok güzel konuşuyordu. Temiz ve modaya uygun giyinmişti. Bana itimat verdi. (Meğerse hainin tekiymiş , meğerse koyun postuna bürünmüş bir canavarmış... Fakat bunu nereden bilecektim...) Bir kadın tuzağa düşürmek için yine bir kadın kullanılıyordu.

Son olarak onunla anlaştım. 18 yaşında idim. Bana öyle bir darbe vurdu ki, o günden bugüne bir daha kimseyle anlaşmadım, anlaşamadım. Hayatım beni sürükledi ölmedim, bugüne geldim. elini salladı :

- Karıştırmayayım, sırayla gideyim, dedi. O kadınla "Evim" dediği yere gittim. (Ne yapmışsa bilemiyorum.) iki saat baygın kalmışım? Kendimi bir yatak odasında tanımadığım bir erkekle başbaşa buldum. (Meseleyi anlamış, tuzağa düşürülmüş , ırzıma geçildiğinin farkına varmıştım ama iş işten geçmişti.)

- Kendime gelir gelmez : "KAHROLSUN" diye bağırdım. Yanımdaki erkek en büyük mantıksızlıkla içinde en mükemmel mantıklı sözleri sözlüyordu. "Olan oldu. Derdi büyütmeye gerek yok. Derdi tedavi etmelidir. Biliyorsun, sıcak bir yuvanız var, sevgili bir eşiniz var. Biran evvel onlara dönmek istersiniz değil mi?" gibi sözler söylüyordu. Çıldırmamak elde değildi. Keşke çıldırsaymışım... Bir ömür boyu akıllı olduğuma pişman oldum..

Gözlerini oymam gereken canavarlara yalvardım : "Olan bitenlerden kocamı haberdar etmeyin. Ne olursunuz yuvamı bozmayın." Kopacak dilleriyle söz verdiler. Eve geç kalmıştım. Çabukça yüzümü yıkadım, tarandım ve dünyamı yıkan, hayatımı zehir eden o evden çıktım. O gün, bugün hala kendimi affedemedim. Evime kapandım. Artık hiç dışarıya çıkmadım. Keşke çok önceleri evime kapansaydım...Yapamadım..Her şeyimi namusumu kaybettikten sonra evime yuvama döndüm, ama neye yayar ki... Kocam işine gidince kapıları kapatır, avaz avaz bağırırdım :

- Ey Türk kadınına hak verdik, onu esaretten kurtardık, ona modern bir hayat hazırladık diyenler..Yalan söylüyorsunuz...Sizin Türk kadınına verdiğiniz hak değil, haksızlıkmış, sizin ona tanıdığınız hürriyet değil, esaretmiş... Onu kocasının yatağına, kocasına esir (!!) olmaktan kurtardınız ama başka yataklara, başka erkeklere esir ettiniz. Yalan söylüyorsunuz. Yalan, yalan, yalan... Artık size ve sizin hürriyetinize düşmanım." İşte böyle der, hıçkıra hıçkıra ağlardım. "Ey aziz ölüm gel." diye ölüme aşık olmuştum. Kadın hürriyetinden bahsedenlere diş gıcırdatıyordum. Bir canavar olup insanları parçalamak istiyordum. Bir gün kapı çalındı. Gittim, "Posta diye bir ses duydum. Mektup kutusundaki zarfı alıp içeri girdim. Zarfı açınca beni iğfal edenler tarafından çekilmiş çıplak resimlerimle karşılaştım.

- "Ne yapayım ölmüyordum, dünya yıkılmıyor, kıyamet kopmuyordu. Günlerdir yemiyordum, içmiyordum. Benim için doktor çağıran kocamın yanında adeta eriyordum. Neden yer yarılıp içine düşmüyordum?. Şu dünyada yaşamaktansa Cehenneme razıydım. Neden ölmüyordum?. Birden bire kararımı verdim. Hiç olmazsa ailemi ve kocamı kurtarmalıydım. Evden ayrılırken bir mektup bıraktım :

- "Saygıdeğer eşim, rica ediyorum, benim gibi bir alçağı arama, beni sevme, evlen, mesut ol." Bu mektubun altına da "Hürriyet Kurbanı" diye imza attım. Beni isteyen alçakların yanına gittim. İntikam duygularına bağlandım. Hakkın, adaletin olmadığı yerde intikamdan daha sevimli ne olabilirdi? İğfal edildikten sonra hayatta intikam isteğimden başka bir isteğim, gayem, malım olmadı. Ve şunu anladım : Bir kadın bir erkeğe insanlık, arkadaşlık yardım vs. için yaklaşırsa erkek şehvet ile yaklaşır. Bu acı gerçeği çok geç anladım.

- İntikam duygularım o kadar kabarmıştı ki çevremdeki erkekleri kıskançlık ipinden yakalayıp onları birbirine boğdurdum. Ne yazık ki niçin öldüklerini, hapishaneye niçin düştüklerini bilemediler. O kadar kötü insan var ki onları bitiremedim. Ben bittim. Sanat, sahne, perde, bale, balo bunların hepsi medeniyet tuzağı. Bu tuzaklara genç kızların düşmemesini çok istedim. Fakat çokları pekmeze üşüşen sinek gibi geldiler. Esir veya köle gibi çalıştılar. Sermaye anlıyor musunuz? sermaye kadını oldular. Herşeyini kaybeden bu kadınlar korkusuzdur. Bunların kaybedecek başka şeyi yoktur.

- Kokuşmuş et gibi çöplüğe atıldım. Bu mudur hak bu mudur hürriyet? En kötü yerler bile artık beni istemiyor. Biriktirdiğim paralarla iki daire aldım. Birinde oturuyorum. Birini de kiraya verip birşeyler alıp yiyorum. Kimsem yok.

- Kirli ellerimle içim ezilerek dini kitaplar alıp okuyorum. Dini kitaplardan çok şeyler öğrendim. Kitapların bütününden özür diliyorum. Beni affedin, size layık değilim, diyorum. Anladım, bizi dinimizden ayırmışlar. Dininden ayrılanları meyhanelere, barlara, pavyonlara sahnelere, plajlara, diskoya, dansa, içkiye, kumara çağırmışlar.

Barlarda ömrümü tükettim, herşeyimi kaybettim. Hayatımı kaybetmediğime üzgünüm. Evimi bir dini kuruluşa vermek istiyorum. Dini kuruluşlar da pis şey almaz ki...

Sizden bir şey rica ediyorum : Bu söylediklerimi mutlaka yazınız. Ben de bir cumhuriyet çocuğuyum. Herşeyimi kaybedip hiçbir şey bulamayan medeniyet kurbanı, moda kurbanı, hürriyet kurbanı benim gibi cumhuriyet çocuklarını yazınız. Ta ki arkadan gelenler, bastıkları yeri görsünler. Asıl hürriyetin evlerinde, yuvalarında ve Allah'a kullukta olduğunu bilsinler. (Bu sözlerden sonra ayağa kalktık) Bir kumandan edasıyla :

- Bana hiç bir şey sormayın, dedi. Beni unutun. Adımı sanımı bilmeyin. Dinleme lütfunda bulunduğunuz için teşekkür ederim. Allah'a ısmarladık, dedi. Yaşlı gözleriyle gözümüzü yaş, gönlümüzü hüzünle doldurup gitti. İşte "Hürriyet Kurbanları" ndan sadece biri...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder